• Home  
  • Taliban Yönetiminde Afgan Dış Politikası Portresi
- Asya - Politika - Uluslararası Güvenlik

Taliban Yönetiminde Afgan Dış Politikası Portresi

Taliban yönetimi, 2021 sonrası ülke genelinde askerî ve idari kontrolü sağladı; ancak bu kontrol, iç istikrarla eşdeğer bir siyasal meşruiyet yaratmadı. Kurulan Afganistan İslam Emirliği’nde kadın haklarının sınırlandırılması, sivil katılımın yokluğu ve sert dini yönetim biçimi, uluslararası tanınmayı engelleyen ana faktörlerdir. Buna rağmen yönetim, içeride “güvenlik ve düzen” söylemiyle iktidarını pekiştirmeye; dışarıda ise “egemen, tarafsız, […]

Taliban yönetimi, 2021 sonrası ülke genelinde askerî ve idari kontrolü sağladı; ancak bu kontrol, iç istikrarla eşdeğer bir siyasal meşruiyet yaratmadı. Kurulan Afganistan İslam Emirliği’nde kadın haklarının sınırlandırılması, sivil katılımın yokluğu ve sert dini yönetim biçimi, uluslararası tanınmayı engelleyen ana faktörlerdir. Buna rağmen yönetim, içeride “güvenlik ve düzen” söylemiyle iktidarını pekiştirmeye; dışarıda ise “egemen, tarafsız, kendi kendine yeten Afganistan” imajıyla diplomatik tanınırlık kazanmaya çalışmaktadır. Ekonomik açıdan Taliban, afyon yasağı sonrası gelir kaybını telafi etmek için maden ihracatına, gümrük gelirlerine ve Çin–Orta Asya bağlantılı altyapı yatırımlarına yönelmiştir. Dış politika stratejisi, ideolojik sürekliliği korurken ekonomik gerçekçiliği öne çıkaran pragmatik bir dengeleme üzerine kuruludur. Yönetim, ABD sonrası boşlukta hiçbir bloğa tamamen angaje olmadan her aktörden sınırlı fayda elde etmeyi hedeflemektedir.

Son haftalarda tırmanan Afganistan-Pakistan gerilimi Taliban yönetiminin hem iç hem dış politikasının merkezine koyduğu güvenlik ve istikrar hedeflerine zarar veren bir ivme kazanıyor. Bu yazıda son gelişmeler eşliğinde Afgan dış politikası çerçevesi ele alınacaktır.

Pakistan: Eski Müttefikten Sınır Tehdidine

Taliban ile Pakistan arasındaki ilişki, tarihsel olarak stratejik dayanışma üzerine kuruluydu; ancak bugün açık bir güvenlik krizine dönüşmüş durumda. Ana kırılma hattı Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), diğer adıyla Pakistan Talibanı, meselesidir. İslamabad, TTP’nin Afgan topraklarında barınmasını ve Afganistan’dan Pakistan’a yönelik saldırılar düzenlemesini, Taliban’ın açık veya zımni desteği olarak yorumluyor. Buna karşılık Taliban, Pakistan’ın Afgan hava sahasında örgüte karşı zaman zaman operasyon düzenlemesini “egemenlik ihlali” saymakta. 2024 yılı başından itibaren yaşanan sınır çatışmaları bu gerilimin somut tezahürüdür. Pakistan ordusu, Afganistan’ın Host ve Kunar vilayetlerinde TTP bağlantılı hedeflere saldırılar gerçekleştirmiş; Taliban yönetimi ise buna topçu ateşi ve sınırda karşı saldırılarla cevap vermişti. Bu durum sınır kapılarının (Torkham ve Chaman) sık sık kapanmasına, iki ülke arasındaki ticaret ve gıda akışı sekteye uğramasına neden oldu. Son olarak geçtiğimiz günlerde Pakistan’ın Kabil Havalimanı yakınlarında TTP lideri Noor Wali Mesud’un bulunduğu binaya düzenlediği hava saldırısının ikili ilişkilerdeki bu gerilimi bir üst seviyeye çıkardığı görülüyor.

Taliban aslında bu krizi yalnızca güvenlik meselesi olarak değil, “Pakistan vesayetinden kurtulma” fırsatı olarak da kullanıyor. İdeolojik olarak kardeş sayılan iki yapı, artık egemenlik tanımı üzerinden karşı karşıya. Ancak İslamabad’ın güvenlik baskısı ile Kabil’in bağımsızlık arayışı, bölgesel istikrarda kalıcı bir kırılma yarattı. Bununla birlikte Kabil yönetiminin son zamanlarda Pakistan’ın bölgedeki diğer rakibi Hindistan ile diplomatik normalleşme adımları dikkat çekiyor.

Hindistan: Sessiz ve Pragmatik Normalleşme

Hindistan, Taliban yönetimini henüz resmen tanımadı; ancak diplomatik ve teknik düzeyde yeniden ilişki kurdu. Kabil’deki büyükelçiliğini 2023’te yeniden açtı ve bu tarihten itibaren gıda, sağlık ve eğitim yardımlarını sürdürüyor. Hindistan’ın Afganistan politikasındaki temel öncelik, Pakistan etkisini dengelemek ve terörün Hindistan’a yönelmesini engellemektir. Taliban, Delhi’ye açık şekilde “Afgan toprakları hiçbir ülkeye karşı – devletler ve örgütlerce – kullanılmayacak” garantisi verdi. Bu güvence karşılığında Hindistan, altyapı projeleri, eğitim programları ve ticari yardımları artırmıştır. İlişkilerin sessiz ama istikrarlı bir diplomatik hat üzerinden ilerlediği görülüyor. Sonuç olarak Hindistan için Taliban, Pakistan eksenli güvenlik riskini kontrol altında tutmanın zorunlu parçasıdır; Taliban için Hindistan, hem meşruiyet göstergesi hem de Pakistan’a karşı denge aracıdır.

Buna ek olarak Taliban yönetiminin bu iki aktör dışında bölgedeki diğer devletlerle çok boyutlu ve karmaşık bir ilişki sürdürmesi gerekiyor.

İran ve Orta Asya Devletleri: Ortak Payda “Su ve Enerji” Politikaları

İran ve Orta Asya ülkeleriyle Afganistan arasındaki ilişkilerin temel ortak noktası su kaynakları, enerji bağlantıları ve sınır güvenliği olarak öne çıkıyor. Afganistan, Helmand Nehri ve Amu Derya havzaları üzerindeki coğrafi konumu sayesinde suyu jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanmakta. Taliban yönetimi, tarımsal kalkınmayı ve enerji üretimini artırmak için büyük ölçekli Qoş Tepe Kanalı projesini sürdürmekte; bu proje hem İran hem de Orta Asya devletlerinde su azalışı kaygısı yaratmaktadır. Afganistan, bu gerginliği kendi lehine çevirmek için “enerji-su takası” yaklaşımı geliştirmekte; İran ve Özbekistan’a enerji, yakıt ve elektrik işbirliği teklifleri sunmakta. Böylece Taliban, doğal kaynaklarını diplomatik araç hâline getirerek bölgesel baskılara karşı bir dengeleme mekanizması üretmektedir.

İran ile Rekabetli İşbirliği

İran, Taliban yönetimiyle ilişkilerinde pragmatik ama mesafeli bir çizgi izlemekte. Helmand Nehri su paylaşımı sorunu, zaman zaman askeri çatışmaya yol açmıştır. Buna karşın, iki ülke sınır ticareti, yakıt sevkiyatı ve göç yönetimi konularında temaslarını sürdürmektedir. İran’ın temel kaygısı, Afganistan kaynaklı göç akını, uyuşturucu kaçakçılığı ve Sünni radikalizmin sınırı aşma ihtimalidir. Taliban ise İran’ı hem ekonomik tedarik hattı hem de Batı baskısına karşı diplomatik tampon olarak görmekte. Fakat Tahran’ın Şii nüfusa yönelik ayrımcılık ve kadın hakları ihlalleri konusundaki eleştirileri, ilişkide yapısal güvensizlik yaratmakta. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişki, çıkar temelli zorunlu yakınlık biçiminde işlemektedir.

Orta Asya Devletleriyle İşbirliği ve Sorunlar

Özbekistan ve Türkmenistan, Taliban yönetimiyle daha teknik ve ekonomik odaklı ilişkilere sahip. Enerji ihracatı, elektrik hatları, transit geçişler ve TAPI–CASA-1000 (Kırgızistan ve Tacikistan elektriğini Afganistan üzerinden Pakistan’a taşıyacak yüksek gerilimli elektrik hattı projesi) gibi projeler, iletişimin temelini oluşturuyor. Taliban, bu ülkeleri uluslararası meşruiyetin sessiz destekçileri olarak görmekte. Buna karşın Tacikistan, Taliban yönetimiyle açık biçimde sorunlu bir ilişki yürütüyor. Duşanbe yönetimi, Taliban’ın kuzeydeki radikal unsurları kontrol edememesinden rahatsızdır ve Afganistan’daki Tacik azınlık üzerindeki baskıyı eleştirmektedir. Tacikistan aynı zamanda eski Afgan Cumhuriyeti mensuplarına barınma imkânı sağlamaktadır. Bu nedenle Tacikistan-Afganistan hattı, bölgesel güvenlik yapısının en gergin halkasıdır. Genel olarak Orta Asya devletleri, Afganistan’ı ekonomik fırsat kadar güvenlik riski olarak da görmektedir; Taliban ise bu ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye heveslidir, çünkü bölgesel meşruiyetini güçlendirmek ve izolasyonu kırmak için bunu hayati bir strateji olarak görüyor. Bununla birlikte Kabil’in dış politika hedeflerinde ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle ilişkileri de merkezi bir konum alıyor.

Rusya, Çin ve ABD: Büyük Güçlerle İhtiyatlı Denge

Rusya: Taliban’ı Tanıyan İlk Büyük Güç

Rusya, Temmuz 2025’te Taliban yönetimini resmen tanıyan ilk büyük güç oldu. Bu tanıma, Taliban’a ciddi bir diplomatik kazanım sağladı. Moskova, Afganistan’ı kendi belirlediği Orta Asya güvenlik mimarisinin parçası hâline getirmek istemekte; enerji ve yakıt tedariki, eğitim işbirliği ve istihbarat koordinasyonu gibi alanlarda temaslar yürütmekte. Ancak Ukrayna savaşı ve ekonomik kısıtlar, Rusya’nın Afganistan’daki etkinliğini sınırladı. Yine de Moskova, Taliban’ın uluslararası meşruiyet çabasında sembolik referans merkezi hâline gelmiştir.

Çin: Ekonomik Ortaklık, Siyasi Mesafe

Çin’in, Taliban’ı tanımadan işbirliği yapan en aktif aktör olduğu görülüyor. Pekin’in temel çıkarı, Doğu Türkistan İslami Hareketi (DTİH) bağlantılı unsurların bastırılması ve Batı Çin sınırında istikrarın sağlanmasıdır. Buna karşılık Taliban, Çin’e maden kaynaklarına erişim, Mes Aynak bakır sahası işletimi ve Vahan Koridoru üzerinden kara bağlantısı fırsatı sunmakta. Çin-Afgan ilişkileri şu anda ekonomik işbirliği – güvenlik garantisi değiş-tokuşu ekseninde ilerlemektedir. Ancak Pekin, diplomatik tanımayı “Afganistan’daki güvenlik istikrarı” şartına bağlamaktadır. Taliban Çin ile ilişkilerini sürdürmeye açık ve heveslidir, çünkü Çin yatırımları ülkenin ana kalkınma kaldıracı işlevi görüyor.

ABD: Düşük Profil, Stratejik Uzaklık

ABD, çekilmeden sonra Afganistan’a yalnızca “uzaktan güvenlik” ve “insani yardım” politikalarıyla yaklaşmakta. Washington, Taliban yönetimini hâlâ resmî olarak tanımıyor ve Afgan Merkez Bankası rezervlerinin blokesini sürdürüyor. ABD, Afganistan’ın uluslararası terör örgütleri için güvenli sığınağı hâline gelmesi kaygısını sürdürüyor. ABD şu anda Afganistan’ı doğrudan baskılamamakta; ancak finansal izolasyonun sürmesi, Taliban için dolaylı bir ekonomik baskı işlevi görüyor. Taliban yönetimi, ABD ile açık çatışmadan kaçınmakta, ancak ilişkileri yeniden kurma yönünde bir adım da atmamaktadır. Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD ordusunun Bagram Üssü’ne tekrar yerleşmesi yönündeki talepleri Kabil yönetimince açıkça geri çevriliyor. Bu durumun yakın gelecekte ikili ilişkilerde yeni bir sorun olarak ortaya çıkması muhtemel görünüyor.

Türkiye-Afganistan İlişkileri: Sürekli Diyalog

Türkiye, Taliban yönetimini tanımadan diplomatik misyonunu açık tutan nadir ülkelerden biridir. Kabil Büyükelçiliği aktif biçimde çalışmakta, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) insani yardımlarını sürdürmekte. Türkiye’nin Afganistan politikasının temeli “tanımasız pragmatik angajman” stratejisidir. Ankara, Taliban’la doğrudan siyasi meşruiyet ilişkisi kurmaktan kaçınmakta; ancak altyapı, inşaat, sağlık ve eğitim alanlarında projeler yürüterek fiilî ilişkiyi devam ettirmekte. Göç yönetimi, güvenlik koordinasyonu ve insani yardımlar öncelikli gündemlerdir. Taliban açısından Türkiye, ideolojik olarak tarafsız, Müslüman kimliğe sahip ve Batı’yla temas kanalları açık bir ülke olduğu için güvenilir bir partner olarak görülüyor. Ankara’nın tarafsızlığı, Taliban’ın Batı dünyasına mesaj verme kapasitesini artırmakta; Türkiye ise bu ilişkiden bölgesel diplomatik görünürlük elde etmektedir.

Sonuç

Afganistan’ın bugünkü dış politikası, ideolojik süreklilik içinde pragmatik dengeleme üzerine kuruludur. Taliban yönetimi, tanınmamış olmasına rağmen bölgesel sistemde fiilî bir aktör hâline geldi. Pakistan’la güvenlik temelli çatışma, Hindistan’la sessiz normalleşme; İran ve Orta Asya ile su-enerji diplomasisi; Rusya ve Çin ile diplomatik ve ekonomik çıkar ortaklığı; ABD ile düşük profilli ve Türkiye ile sürdürülebilir iletişim hattı Taliban’ın dış politikasının mevcut mimarisinin temellerini oluşturmaktadır. Afganistan bugün hiçbir blok tarafından açık biçimde baskılanmamakta; ancak ekonomik izolasyon ve tanınma eksikliği, rejimin hem iç hem dış kırılganlığını belirleyen temel faktörlerdir. Taliban, bu sıkışmışlıktan çıkmak için çok yönlü diplomasi ve kaynak temelli kalkınma politikasını eş zamanlı yürütmektedir.

Editöryel

Editöryel

Fatih Global Editöryel Ekibi

editor@fatihglobal.org