• Home  
  • İktidarın En Etkili Stratejisi: Truva Atı Gazeteciliği
- Orta Doğu - Toplum

İktidarın En Etkili Stratejisi: Truva Atı Gazeteciliği

İktidardan uzaklaşan muhafazakâr seçmen neden muhalefete yönelmiyor? Bu yazıda Azra Bulut muhalif medyanın tutumunu ve “Truva atı gazeteciliği” yaklaşımının muhalefeti nasıl zayıflattığını tartışıyor. Türkiye’yi çeyrek asırdır yöneten Erdoğan, iktidarını sürekli gelişen şartlara uygun stratejiler üretme becerisine borçlu. Bir ülkenin kaderine 25 yıldır hükmetme becerisi, Makyavelist siyaset ahlakının günümüze uyarlanmış güçlü bir örneğidir. Gerçi son 10 […]

İktidardan uzaklaşan muhafazakâr seçmen neden muhalefete yönelmiyor? Bu yazıda Azra Bulut muhalif medyanın tutumunu ve “Truva atı gazeteciliği” yaklaşımının muhalefeti nasıl zayıflattığını tartışıyor.

Türkiye’yi çeyrek asırdır yöneten Erdoğan, iktidarını sürekli gelişen şartlara uygun stratejiler üretme becerisine borçlu. Bir ülkenin kaderine 25 yıldır hükmetme becerisi, Makyavelist siyaset ahlakının günümüze uyarlanmış güçlü bir örneğidir.

Gerçi son 10 senedir oylarında sistemli bir düşüş yaşansa da muhalefeti bölerek ve bir kısmını güdümlü muhalefet hâline getirerek ayakta kalmayı başardı. İktidar açısından en zorlu sınav, kendi seçmenlerinin bir kısmının erimesiyle ortaya çıktı. İlk dönemlerinde karşı mahallenin seçmenlerine dahi cazip gelecek siyaset üreten iktidarın, son yıllarda kendi muhafazakâr mahallesindeki seçmene dahi sahip çıkmakta zorlandığı görülüyor. Ancak siyasetin sosyolojik tabanında yaşanan bu değişim, muhaliflerin hanesine yazılmıyor.

İktidar, eski enerjisini ve ikna gücünü kaybetmesine rağmen kendi mahallesinden ayrılan seçmeni muhalif siyasi aktörlere yar etmemeyi başarıyor. Bu başarısını iki şeye borçlu: Birincisi, muhalif görünümlü, kendi güdümündeki gazeteciler (Truva atı gazetecileri); ikincisi ise muhalif siyasetçilerin kendi mahallesine gelen yeni seçmen kitlesini okuyamaması.

Bu tespiti yapmamıza yol açan en güncel ve tipik örneklerden birini, ülkedeki en organize ve geniş kitleye sahip Süleymanlılar Cemaati’ne yönelik operasyonlar karşısında muhalif medyanın aldığı tutumda görebiliriz. Söz konusu cemaatin asıl suçunun, iktidar yerine son seçimlerde muhalif siyaseti desteklemek olduğu açık. Bu belirgin gerçek ortada dururken muhalif görünümlü medyanın yaşananları haberleştirme biçimi, iktidar medyasını dahi aratacak ölçüde manipülatif ve damgalayıcı olmuş; gerçekleri eğip bükmüştür.

“İktidar neden bütün olumsuz siciline rağmen ayakta kalıyor?” sorusunun en yalın ve kestirme cevabı, muhalif medyanın iktidara bilinçli veya ahmakça verdiği destektir. İktidar, kendi mahallesinin dışına çıkmaya çalışan muhafazakârları bütün hukuk kurallarını altüst etme pahasına meydan dayağına çekerken muhalif görünümlü medyanın âdeta davul zurnayla halay çekmesi, ideolojik körlük ve bağnazlıkla ya da Truva atı gazeteciliğiyle izah edilebilir.

Sürekli empatiden bahseden bu gazeteciler, konu muhafazakâr seçmenlere geldiğinde bir anda farklı bir frekansa geçiyor ve duygu patlaması yaşıyorlar. Erdoğan rejimine yönelttikleri bütün eleştirileri bir anda unutuyor ve hükûmetin servis ettiği, siyasi sindirme amacına matuf operasyonlarla ilgili propaganda görüntülerine hiç sorgulamadan imzalarını atıyorlar. Bu tezvirat kampanyasına kendi dağarcıklarındaki düşmanlaştırıcı ve ötekileştirici kelime ve kavramlarla destek veriyorlar.

Böylesi bir aklın muhalefeti nasıl güçlendireceği meçhul… Kim bilir, belki de böyle bir kaygıları yok. Belki de bir buçuk asır öncesinden seslenen Tolstoy’un ifade ettiği gibi, ortada açık bir ahlak sorunu var. Zira ünlü yazar, “Cahilde eksik olan akıl değildir. O kurnazdır; eksik olan ahlaktır.” tespitiyle doğruluğu çağlar boyunca ispatlanmış ve ispatlanmaya devam eden bir hakikati ortaya koymuştur.

Oysaki ortada çok basit bir matematik var: Ülkenin %60’ı muhafazakârlardan, %40’ı ise çoğunluğu laik, çeşitli ideolojilere mensup siyasal kesimlerden oluşuyor. Bir zamanlar bu %60’ı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile birlikte kendi cephesinde konsolide eden iktidarın, son yıllarda kendi blokunda elde ettiği toplam oyun %40’ı geçmediği görülüyor. Bu hesaba göre %20’lik oyun muhalefete gitmesi lazım; ancak denklemin sonucu böyle çıkmıyor. Çünkü iktidardan ayrılanlar, muhalefet camiasında ciddi bir samimiyet sorunuyla karşılaşıyor. Bu samimiyet sorununun en önemli göstergesi ise şu: Muhalefete yönelen sosyolojik taban, muhalefetin sözcülüğünü yapan medya tarafından sürekli aşağılanıyor ve ilk fırsatta yolda bırakılıyor.

Bir tarafta iktidardan bıkmış, çaresiz kitleler mevcut. Bu kitleler, iktidarın her türlü cezalandırıcı uygulaması ve tehdidi karşısında dönüp muhalefet mahallesine bakıyor. Öte yandan, muhalif mahallenin Truva atı gazetecileri ve kibirli entelektüelleri tarafından müstehzi bir tavırla karşılanıyor ve ilk sıkıntıda terk ediliyorlar. Muhalif medyanın bu üstenci ve ikircikli tavrı ise yeni seçmen kitlelerinin ayaklarının geri geri gitmesine yol açıyor.

Sonuç olarak iktidar, kendisinden ayrılma yoluna giren seçmeni “Ya benimsin ya toprağın.” diyerek caydırmaya çalışıyor. Muhalefet medyasının sözcüleri ise bu ilkel ama caydırıcı güç kullanımına çanak tutuyor. İktidardan uzaklaşan seçmenlerin muhalefete geçmesi önlendiğine göre ortada; “kararsızlar”, “oy kullanmayacağım” diyenler veya “protesto oyu kullanacağını” söyleyenlerden oluşan ve %35’lik bir paya sahip yeni bir toplumsal-siyasal gruptan bahsetmek mümkün. Bu da bize iktidarın tüm olumsuzluklara rağmen nasıl ayakta kaldığını, muhalefetin ise neden gerçekçi ve inandırıcı bir alternatif olamadığını açıkça gösteriyor.

Görsel Kaynağı: https://www.kulturportali.gov.tr/portal/troyaati

Azra Bulut

Azra Bulut

Yazar / Analist

azra.bulut@fatihglobal.org

Your license hasn’t been activated yet. Activate it now!