• Home  
  • Türk Siyasetinin Sefaleti: Muhalefet Sorunu
- Politika - Toplum

Türk Siyasetinin Sefaleti: Muhalefet Sorunu

Türkiye’deki otoriter yönetimin baskısı, muhalefetin işlevsizliğini gizliyor. Paramparça, ilkesiz, ülkenin meselelerinden uzak, ideolojik hesaplaşmalar içine hapsolmuş muhalefet, Erdoğan’ın politikalarına hizmet ediyor. Farklı kesimlerin maruz kaldığı hukuksuzluklara ses çıkartmayan, rejimin nefret söylemlerini benimseyen siyasetçiler herkes için hukuk, demokrasi ve umut vaat etmekten çok uzak. Türk siyaseti son yıllarda ciddi bir muhalefet sorunu ile karşı karşıya. Türkiye’deki […]

Türkiye’deki otoriter yönetimin baskısı, muhalefetin işlevsizliğini gizliyor. Paramparça, ilkesiz, ülkenin meselelerinden uzak, ideolojik hesaplaşmalar içine hapsolmuş muhalefet, Erdoğan’ın politikalarına hizmet ediyor. Farklı kesimlerin maruz kaldığı hukuksuzluklara ses çıkartmayan, rejimin nefret söylemlerini benimseyen siyasetçiler herkes için hukuk, demokrasi ve umut vaat etmekten çok uzak. Türk siyaseti son yıllarda ciddi bir muhalefet sorunu ile karşı karşıya.

Türkiye’deki siyasi manzara, benzeri görülmemiş bir baskı ve işlevsizlik düzeyine ulaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en güçlü rakibi olarak görülen İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yakın zamanda hedef alınması (başlatılan yargı süreçleri ile) kamuoyunun tepkisini çekti, protestolar ile muhalif kesimler, üniversite öğrencileri hareketlendi; ancak bu tepki gecikmiş bir hamle olarak değerlendiriliyor. İmamoğlu’nun otuz yıldan uzun bir süre önce aldığı üniversite diploması, cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemek için bir taktik olarak iptal edildi. İmamoğlu, 15 Mart 2025’te yaptığı tutkulu bir konuşmada, bir rejimin akademik bir dereceyi geriye dönük olarak iptal edebilmesi durumunda hiçbir şeyin -mülkiyet, temel haklar ya da özgürlükler- güvende olamayacağı konusunda halkı uyardı.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra İmamoğlu hapse atıldı, çalışma ekibi ve hatta avukatları da gözaltına alındı, pekçoğu tutuklandı. Türkiye’de artık sadece onun adını anmak veya görüntüsünü göstermek bile suç sayılıyor. İmamoğlu’nun üyesi olduğu ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bir diğer taraftan bir kargaşaya sürüklendi. CHP lideri Özgür Özel, Türkiye’nin daha önce hiç görmediği bir hak ihlali düzeyine tanık olduğunu ilan etti.

Ancak bu iddia acı bir gerçeği göz ardı ediyor: Türkiye’de insan haklarının aşınması yeni bir durum değil. 2015’ten bu yana on binlerce kişinin diploması iptal edildi, mal varlıklarına el konuldu. Üç milyondan fazla kişi, Gülen hareketiyle iddia edilen “iltisak ve irtibatları” nedeniyle soruşturmaya uğradı. Türkiye, Avrupa’nın en yüksek mahkum nüfusuna sahip ülkesi konumunda ve birçok kişi yalnızca üye olduğu dernek, bankacılık işlemi yaptığı banka, gittiği okul ya da inançları nedeniyle hapsediliyor. Yaşlı mahkumlar ve küçük çocuklar aynı hücreleri paylaşıyor. Yüzlerce kişi gözaltında, hapishanede, Türkiye’den kaçış yollarında hayatını kaybetti. Bu baskı düzeyi, neredeyse Kuzey Kore ve Venezuela gibi rejimlerle yarışıyor.

Yine de İmamoğlu ve Özel, yıllarca süren sistematik taciz karşısında büyük ölçüde sessiz kaldı. Onbinlerce kişi işten atılırken, hapse atılırken ya da sürgüne zorlanırken, CHP’li isimler buna karşı çıkmak için çok az şey yaptı ya da hiç adım atmadı. Daha da kötüsü, genellikle Erdoğan’ın ve devletin algılanan düşmanlarına, özellikle Gülen hareketine yönelik baskısını sessizce desteklediler. CHP’nin şimdiki haykırışı, adalet için gerçek bir endişeden çok, kendilerinin hedef alınmasına duyulan öfkeye işaret ediyor. Türkiye’de herkes, ancak acı çekme sırası kendine geldiğinde demokrat bir duruş sergiliyor ya da demokrat bir tavır bekliyor. Dayanışma seçici bir hale geldi ve bu ikiyüzlülük, ülkenin demokratik çöküşünün temelinde yatıyor.

Erdoğan’ın Otoriter Stratejisi

Erdoğan’ın siyasi uzun ömürlülüğü, otoriter taktiklerdeki ustalığına çok şey borçlu. Yöntemi basit: Bir düşman tanımla, korku üret ve sadakati pekiştir. 2000’lerin başında Erdoğan, ordunun siyasetteki hakimiyetini kırmak için liberaller, AB yanlısı figürler ve Gülen hareketiyle ittifak kurdu. Seçimler yoluyla gücünü sağlamlaştırdıktan sonra eski müttefiklerine sırtını döndü.

Dönüm noktası, 2013’teki Gezi Parkı protestoları ve ardından gelen yolsuzluk skandalı oldu. Erdoğan, hesap vermek yerine, eski ortakları olan Gülen hareketini yargı darbesi düzenlemekle suçladı. Onları terörist olarak etiketledi ve tüm kurumlardan temizledi. Öğretmenler, hakimler, doktorlar, akademisyenler ve hatta bakkallar; çocuklarını Gülen’e yakın okullara göndermek ya da Zaman gazetesine abone olmak gibi küçük bağlantılar nedeniyle kovuşturuldu, cezalandırıldı.

15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi, Erdoğan’a geniş kapsamlı bir baskı için bahane sundu. Yüz binlerce kişi görevden alındı, hapse atıldı ya da gönüllü sürgüne gitmek zorunda kaldı. CHP de dahil olmak üzere muhalefet partileri bu sürece çok az direnç gösterdi. Korkudan ya da ideolojik rekabetten dolayı, birçok CHP’li figür tasfiyeleri destekledi. Ancak otoriterliğin kuralları evrenseldir: Hükümet baskı için bir emsal oluşturduğunda, kimse güvende değildir. Gülen hareketine karşı kullanılan araçlar, şimdi CHP üyelerine karşı kullanılıyor.

Parçalanmış ve Bencil Bir Muhalefet

Türkiye’de muhalefet, sayı ya da etki eksikliğinden değil, ilke ve birlik eksikliğinden dolayı başarısız. Özgür Özel gibi isimler, Gülen hareketinden rejimin muhalefeti suçlamak için türettiği “FETÖ” kavramıyla bahsederek, Erdoğan’ın anlatılarını hala tekrar ederek meşrulaştırmaya çalışıyor. CHP hiçbir zaman gerçek bir demokratik koalisyon kurmadı; bunun yerine, başkaları haksızlığa uğradığında gözlerini kapattı ve şimdi kendisi saldırı altındayken dayanışma talep ediyor.

Erdoğan bu parçalanmayı ustalıkla kullanıyor: Böl ve yönet. Şimdi bile, daha önce eleştirdiği Kürt siyasi hareketi gibi gruplarla taktiksel ittifaklar kuruyor. Özerklik ya da nüfuz vaatleri karşılığında, eski eleştirmenler şimdi Erdoğan’ı ve onun aşırı milliyetçi müttefiki Devlet Bahçeli’yi övüyor. Kürt ve Türk muhalefet grupları, evrensel demokratik değerler yerine dar çıkarları önceliklendiriyor.

Muhalefet liderleri, yalnızca kendi taraftarları zulüm gördüğünde harekete geçtiği ve başkalarının zor durumlarına kayıtsız kaldığı sürece, Türkiye’nin demokrasi krizi derinleşecek. Dayanışma olmadan, tutarlılık olmadan ve adalet için ilkeli bir duruş olmadan, muhalefet Erdoğan’a meydan okuyamaz. Aslında, bu ikiyüzlülük onun iktidarının devamını sağlıyor.

Erdoğan’ın direnci yalnızca kendi kurnazlığının sonucu değil; ona karşı çıktığını iddia edenlerin zayıflığının, bencilliğinin ve fırsatçılığının bir yansımasıdır.

Dr. Ali Coban

Dr. Ali Coban

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı

ali.coban@fatihglobal.org