Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı, 2022’deki işgalden bu yana jeopolitik dengeleri sarsan ve uluslararası ilişkilerde derin etkiler yaratan bir süreçtir. Bu savaş, yalnızca bölgesel bir çatışma olmanın ötesine geçerek, Batı ittifakının (özellikle AB ve ABD) birliğini test eden, Ukrayna’nın egemenlik iddialarını zayıflatmayı hedefleyen ve küresel güç projeksiyonunu sürdürmek isteyen Rusya’nın çok katmanlı stratejisini yansıtıyor. 2025 yazında yaşanan gelişmeler, özellikle Trump’ın barış girişimleri, Alaska ve Washington zirveleri ile Rusya’nın Kiev’e yönelik saldırıları, bu stratejinin hem askeri hem de diplomatik boyutlarını net bir şekilde ortaya koydu.
Rusya’nın Çok Katmanlı Stratejisi
Rusya’nın Ukrayna savaşı, Batı ittifakının (özellikle AB-ABD ekseni) Ukrayna’ya desteğini kırmayı, uluslararası kamuoyunda Ukrayna’nın egemenlik iddialarını zayıflatmayı ve küresel sahnede güç projeksiyonunu sürdürmeyi amaçlayan askeri, diplomatik ve psikolojik hamleleri bir araya getiren çok katmanlı bir strateji üzerine kurulu. Bu strateji, 2022 işgalinden bu yana Batı’nın genişlemesini (NATO ve AB entegrasyonu) güvenlik tehdidi olarak gören bir paradigmaya dayanıyor. Bu çerçevede, 2025 Temmuz ve Ağustos ayları, stratejinin uygulanmasında kritik bir zaman çizgisi oluşturdu.
Temmuz ve Ağustos: Diplomasi ve Askeri Provokasyonlar
2025 yazında, Donald Trump’ın barış girişimleri gölgesinde yaşanan gelişmeler, Rusya’nın stratejisini netleştirdi. 28 Temmuz’da ABD Başkanı Trump, Rusya’ya Ukrayna savaşını bitirmek için önceki 50 günlük süreyi kısaltarak 10-12 günlük yeni bir süre tanıdı ve ilerleme olmazsa yaptırımlarla tehdit etti. Rusya, bu ultimatomu saldırılarını artırarak yanıtladı; örneğin, aynı gün Kiev’e drone saldırısı düzenleyerek barış çabalarına meydan okudu. 15 Ağustos’ta Alaska’da gerçekleşen Trump-Putin zirvesi, doğası ve sonuçları itibarıyla Trump’ın ultimatomunu kıran bir etki yarattı. Üç saatlik görüşme, “büyük ilerleme” iddiasıyla sona erdi, ancak somut bir anlaşma çıkmadı. Putin, “kök nedenlerin” (Ukrayna’nın NATO’dan vazgeçmesi, denazifikasyon, Zelenskiy iktidarının sona ermesi gibi) çözülmesini talep ederek maksimalist tutumunu sürdürdü ve Avrupa’yı “arka kapı anlaşmaları yapmayın” diye uyardı.
Zirve sonrası, 18 Ağustos’ta Washington’da Trump’ın ev sahipliğinde Zelenskiy ve Avrupa liderleri (Mark Rutte, Ursula von der Leyen, Keir Starmer, Macron vb.) toplandı. Toplantıda, Ukrayna’ya sağlanması öngörülen NATO’nun 5. maddesi benzeri güvenlik garantileri tartışıldı ve Zelenskiy-Putin üçlü zirvesi önerildi. Bu toplantı, Avrupa’nın Trump’ı ikna çabalarını yansıtsa da, Rusya’nın diplomasiyi kendi lehine çevirme stratejisini pekiştirdi. Putin’e yönelik Batı’daki ziyaret ambargosu delindi; Rusya bu süreçte askeri operasyonlarını sürdürerek Avrupa liderleri üzerindeki savaş baskısını Fusekişisel bilgi: baskısını artırdı ve AB-ABD uyumsuzluğunu derinleştirdi.
28 Ağustos Kiev Saldırısı
28 Ağustos’taki Kiev saldırısı, Rusya’nın askeri provokasyonlarla diplomatik manevraları entegre etme başarısının en belirgin örneklerinden biri oldu. Sabah saatlerinde 600 drone ve 30’dan fazla balistik füze kullanarak başkent Kiev’i hedef alan Rusya, Bayraktar İnsansız Hava Aracı (İHA) fabrikası gibi stratejik askeri hedefler ve altyapı tesislerini vurdu. Saldırılarda Avrupa Birliği Delegasyon Ofisi’nin yanındaki bina da isabet aldı ve 17 kişi (4 çocuk dahil) hayatını kaybetti. Bu saldırı, Alaska zirvesindeki Avrupa uyarısının devamı niteliğindeydi; Rusya, adeta askeri dilde AB’ye “Ukrayna entegrasyonunuzu durdurun” mesajı vererek Batı’nın arzuladığı barış çabalarına (güvenlik garantileri, yaptırımlar) meydan okudu. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, saldırıyı “terörizm” olarak tanımladı ve AB’nin 19. yaptırım paketinin yakında yürürlüğe gireceğini duyurdu. Bu saldırı, hem Avrupa liderlerinin barış girişimlerini boşa çıkardı hem de Trump ile AB liderleri arasında yeni bir tartışmayı tetikleyeceği öngörülen bir gerilim yarattı.
Pekin Töreni: Küresel Güç Gösterisi
3 Eylül’deki Pekin töreni, Rusya’nın stratejisini küresel boyuta taşıyabilir. Çin’in ev sahipliğinde düzenlenen II. Dünya Savaşı zaferinin 80. yıldönümü etkinlikleri, askeri geçit töreni ve liderlerin katılımıyla bir güç gösterisi niteliğindedir. Putin’in Xi, Kim Jong Un, İran ve Belarus liderleriyle bir araya gelmesi, Rusya’nın Batı’ya karşı duruşunu pekiştireceği öngörülüyor. Tören, Çin’in diplomatik ağırlığını sergilerken, Rusya’nın savaşla etkilenen imajını güçlendirecek ve alternatif ittifaklar (Çin-Kuzey Kore) kurmaya zemin hazırlayabilir. Trump’ın, yeniden iktidara geldikten sonra Rusya’yı Çin’e karşı yanına çekme çabalarına rağmen, zirvedeki yakınlaşmalar Trump’ın hanesine görece bir başarısızlık olarak yazılabilir. Uzmanlar, bu katılımın Alaska ve Washington zirvelerindeki barış girişimlerini gölgede bıraktığını, Rusya’nın Ukrayna barışını Çin arabuluculuğuna kaydırma stratejisini yansıttığını ve yeni AB yaptırımlarına karşı “izole edemezsiniz” mesajı verdiğini değerlendiriyor. Etkinlik, ekonomik (Çin bağımlılığı) ve askeri (Kuzey Kore silah desteği) boyutlarıyla Rusya’nın yaptırımları aşma çabasını güçlendirebilir.
Sonuç
Rusya’nın Ukrayna stratejisi, 2025 yazında askeri saldırılar, diplomatik manevralar ve küresel ittifaklarla şekillenen çok katmanlı bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. 28 Ağustos Kiev saldırısı, Rusya’nın Batı’nın barış girişimlerini sabote etme ve AB-ABD ittifakını sarsma hedefini yansıtıyor. Putin’in Pekin ziyareti ise Rusya’nın izolasyonu kırma ve Çin-Kuzey Kore ekseninde alternatif bir güç bloğu oluşturma çabası olarak okunuyor. Bu süreç, Rusya’nın savaşın yıpratma aşamasında hem Ukrayna’nın altyapısını hedef aldığı hem de Batı ittifakını psikolojik ve diplomatik olarak zorlamaya devam ettiği bir tablo sunuyor. Batı, bu stratejiye karşı henüz bütünlüklü ve net bir yanıt geliştirmekten uzak görünüyor.
