Esed rejiminin devrilmesi ve radikal İslamcı bir örgüt olan Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Suriye’de kontrolü ele geçirmesi, bölgesel dengelerde köklü değişikliklere neden olabilir. Bu durum, İran’ın Suriye politikasını ciddi şekilde etkileyerek jeopolitik ve güvenlik açısından önemli riskler ortaya çıkartıyor. İran’ın bu yeni senaryoya yönelik stratejisini anlamak için bazı temel faktörleri ele almak gerekiyor.
Bölgesel Nüfuzunu Sürdürme ve Genişletme
İran, Suriye’yi yalnızca bir müttefik olarak değil, bölgedeki nüfuzunun temel taşı olarak görmektedir. İran iç siyasetinde ve muhafazakâr tabanında oluşan hayal kırıklığı ve şok etkisi, zamanla yeni stratejilerin tartışıldığı bir zemine dönüşmekte. Suriye, İran için hem Lübnan’daki Hizbullah’a ulaşımı sağlayan kritik bir lojistik koridor hem de İsrail’e karşı stratejik bir cephe hattı anlamı taşımaktaydı. Bu koridorun kaybedilmesi, İran’ın 1979 Devrimi’nden bu yana izlediği yayılmacı stratejinin sona ermesi anlamına gelebilir. Bu nedenle, İran’ın Suriye’deki varlığı, geri çekilmiş gibi görünse de, Şii eksenini güçlendirmek ve bölgedeki güç dengesini lehine çevirmek açısından hayati bir öneme sahip. Ancak İran’ın bu stratejisi şimdiye kadar Suudi Arabistan, İsrail ve ABD gibi bölgesel rakipleriyle sürekli gerilim yaşamasına yol açtı. Bu gerilim, aynı zamanda İran’ın dış politika anlayışında “direnç ve esneklik gösterme” stratejisinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Direnç ve Esneklik Gösterme
İran, yıllardır süregelen yaptırımlar, ekonomik zorluklar ve iç politik baskılara rağmen, Suriye’deki etkisini koruma konusunda kararlı bir politika izledi. Ülke nüfusunun %75’inin temel besin maddesi olan yumurtaya bile erişemediği bir dönemde, Tahran yönetimi her yıl yaklaşık 20 milyar dolarlık bir kaynağı Suriye’ye aktarıyordu. Bu durum, halk arasında da tepkilere neden oluyordu. İran ekonomisinin bu süreçte daha da kötüleşmesi, zaten büyümekte olan toplumsal memnuniyetsizliği artırarak iç politikada derin yaralar açma potansiyeli taşıyordu. Çünkü İran halkı bu kaynakların ülke içinde kullanılmasını beklerken, hükümet dış politikada maliyetli müdahalelere devam ediyordu.
İran ve Rusya’nın Gidişi ve Çin Gerçeği
İran, Suriye’de Rusya ile işbirliği yaparken, bu işbirliğini kendi çıkarlarını koruyacak şekilde dengelemeye özen gösteriyordu. İran ve Rusya’nın Esed rejimine destek konusunda ortak hedefleri bulunmasına rağmen, savaş sonrası yeniden inşa süreci ve ekonomik kazançlar söz konusu olduğunda aralarında sert bir rekabet yaşanması bekleniyordu. Günümüzde ise her iki aktörün bölgedeki etkisi hızla azalıyor. Bununla birlikte, yakın gelecekte Rusya ve İran’ın yeniden bölgede aktif rol oynaması muhtemel görünüyor. Diğer taraftan Çin’in bölgede artan varlığı da dikkat çekiyor. Ortadoğu’da önemli yatırımları bulunan Pekin, ekonomik rekabet açısından Batı’nın karşı koyabileceği bir güç gibi görünse de, siyasi rekabet açısından daha zayıf bir rakip olarak Rusya ve İran’ın sahaya dönüşünü kolaylaştırıyor. Batı dünyası ise doğrudan Çin’le gerilim yerine, bölgede Moskova ve Tahran ile örtülü bir ortaklığı tercih etme eğiliminde. Bunun bilincinde olan İran, yalnız kalmamak adına Çin gibi küresel güçlerle ilişkilerini her geçen gün güçlendirme çabası içerisinde.
Şüpheler ve Zorluklar
İran’ın pozisyonunun sürdürülebilirliği konusunda ciddi şüpheler bulunuyordu. Bu kapsamda İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırıları ve Hizbullah’ı kısa sürede neredeyse etkisiz hale getirmesi bunu doğrular nitelikte dikkat çekti. Ayrıca bu süreçte ABD’nin uyguladığı ekonomik ve diplomatik baskılar, İran’ın hareket alanını daraltmaya devam etti. İran’ın Suriye’den sessizce geri çekilmesinin sebebi, bölgeden tamamen vazgeçmiş olması değil, Batı ile nükleer anlaşma konusunda olası bir ilerleme ihtimaliyle ilişkilendirilebilir. İran-Batı ilişkileri, nükleer müzakerelerin her iki taraf açısından da siyasi bir araç olarak görülmesi nedeniyle önemli bir kırılma noktası olarak varlığını sürdürüyor.
İran’ın Stratejisinin Riskleri
İran’ın dış politikaları, bölgesel nüfuzunu artırma hedefini desteklese de uluslararası arenada daha fazla izolasyona yol açıyor. İçeride büyüyen ekonomik sorunlar ve halkın hükümete yönelik artan eleştirileri, bu stratejilerin maliyetini daha da yükseltiyor. Esed rejiminin devrilmesi ve HTŞ’nin Suriye’de kontrolü ele geçirmesi, İran için son derece zorlu bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu koşullar altında İran, askeri, diplomatik ve ekonomik stratejilerini yeniden şekillendirmek zorunda. Ancak özellikle Çin gibi bölgedeki güçlü aktörlerle işbirliği yaparak Suriye’deki nüfuzunu yeniden kazanmaya yönelik adımlar atmaya çalışacak gibi görünüyor. İran’ın bu süreçteki başarısı, iç politikadaki baskılara direnme ve bölgesel dinamikleri kendi lehine dönüştürebilme kapasitesine bağlı olacak.