• Home  
  • Ateşkes mi, Anlaşma mı, Yoksa Stratejik Bir Mola mı?
- Çatışma ve Kriz - Kuzey Amerika - Orta Doğu - Uluslararası Güvenlik

Ateşkes mi, Anlaşma mı, Yoksa Stratejik Bir Mola mı?

Ortadoğu’da yaklaşık 40 gündür tüm bölgeyi etkisi altına alan savaş, ilan edilen ateşkesle şimdilik durdurulmuş görünüyor. Ancak bu gelişmeyi kalıcı bir barışın başlangıcı olarak okumak yanıltıcı olabilir. Ortada kapsamlı ve bağlayıcı bir uzlaşı çerçevesinin bulunmaması, mevcut tablonun bir barış anlaşmasından çok, tarafların hedeflerine ulaşamaması sonucu verdikleri stratejik bir araya işaret ettiğini gösteriyor. ABD ve İsrail […]

Ortadoğu’da yaklaşık 40 gündür tüm bölgeyi etkisi altına alan savaş, ilan edilen ateşkesle şimdilik durdurulmuş görünüyor. Ancak bu gelişmeyi kalıcı bir barışın başlangıcı olarak okumak yanıltıcı olabilir. Ortada kapsamlı ve bağlayıcı bir uzlaşı çerçevesinin bulunmaması, mevcut tablonun bir barış anlaşmasından çok, tarafların hedeflerine ulaşamaması sonucu verdikleri stratejik bir araya işaret ettiğini gösteriyor.

ABD ve İsrail ile İran arasında yaklaşık 40 gündür süren ve tüm bölgeyi etkisi altına alan savaş, Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesle şimdilik durduruldu. Ancak bu gelişmeyi bir barış anlaşması olarak okumak yanıltıcı olacaktır. Mevcut tablo, tarafların hedeflerine ulaşamaması sonucu zorunlu olarak verdikleri stratejik bir araya işaret ediyor.

Ortada kapsamlı ve bağlayıcı bir uzlaşı çerçevesinin bulunmaması, bu sürecin kalıcı bir barıştan çok geçici bir duraklama olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle ilan edilen ateşkes, savaşın sona erdiği değil, yalnızca ertelendiği bir döneme işaret ediyor. Daha da önemlisi, hem İran’ın hem de İsrail’in bu süreci yeni bir çatışma dalgasına hazırlanmak için kullandığına dair güçlü işaretler bulunuyor. Taraflar, sahada yıpranan kapasitelerini toparlamak, askeri ve siyasi pozisyonlarını güçlendirmek ve daha elverişli koşullarda yeniden harekete geçmek için fırsat kolluyor.

Mevcut ateşkes, yüzeyde bir sakinlik görüntüsü sunsa da arka planda yoğun bir hazırlık sürecinin başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Tarafların kısa vadede doğrudan bir çatışmaya girmek istememesi, uzun vadede bu ihtimalin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, bu tür ateşkesler çoğu zaman daha kapsamlı ve yıkıcı bir sonraki aşamanın habercisi olmuştur.

Bu süreçte Türkiye’nin de barışın tesisi için yoğun diplomatik çaba sarf ettiği görülmektedir. Ancak arabuluculukta Pakistan’ın öne çıkması, yalnızca bölgesel konumuyla değil, aynı zamanda farklı aktörlerle kurabildiği temas kapasitesiyle de yakından bağlantılıdır. Bununla birlikte, Pakistan’daki son görüşmelerden somut bir sonuç çıkmamış olması, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu da göstermektedir. Bu durum, sürecin yalnızca bölgesel değil, küresel güç dengeleriyle de doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Türkiye ve Pakistan’ın yanı sıra Suudi Arabistan ve Umman’ın da sürece katkı sunmaya çalışması, bölgesel aktörlerin çatışmanın kontrolden çıkmasını engelleme yönündeki ortak kaygısını ortaya koymaktadır.

Savaşın ilerleyen safhalarında askeri üslerin, kritik altyapıların ve sanayi tesislerinin hedef alınması, çatışmanın daha tehlikeli bir evreye geçebileceğini ortaya koymuştu. Özellikle enerji tesisleri ve deniz suyu arıtma altyapılarının hedef hâline gelmesi, bölgeyi büyük bir insani kriz ve göç dalgası riskiyle karşı karşıya bırakıyordu. Bu açıdan ateşkes, yalnızca askeri bir duraksama değil, aynı zamanda olası bir felaketin de ertelenmesi anlamına geliyor.

İran rejimi, ciddi hasar almasına rağmen ayakta kalmayı başardı. Bu durum yalnızca askeri kapasiteyle değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayla da mümkün oldu. Bununla birlikte bu süreç, İran açısından bir dönüşüm ihtimalini de beraberinde getiriyor. Rejimin daha temkinli ve esnek bir yaklaşım benimsemesi beklenebilir.

ABD açısından bu ateşkesin en kritik boyutu, iç kamuoyuna nasıl anlatılacağıdır. Özellikle Donald Trump yönetiminin bu süreçten kontrollü bir başarı hikâyesi çıkarma çabasında olduğu görülmektedir. Ancak daha stratejik düzeyde bakıldığında Washington’un asıl hedefi zaman kazanmak ve diğer küresel rekabet alanlarına odaklanmaktır.

Ortaya çıkan tablo açık: Bu bir barış değil, kontrollü bir duraklama. İran ve İsrail’in bu süreci yeni bir çatışma için fırsat penceresi olarak gördüğü gerçeği göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla mevcut ateşkes, kalıcı bir çözümden çok daha büyük bir hesaplaşmanın öncesindeki sessiz hazırlık evresi olabilir.


Görsel kaynağı: Anjum Naveed, “A police officer walks past a billboard regarding the United States and Iran negotiations, outside a media facilitation center in Islamabad, Pakistan, Saturday, April 11, 2026,” OPB, 11 Nisan 2026.


Dr. Kerem Gunes

Dr. Kerem Gunes

Analist

kerem.gunes@fatihglobal.org