Türkiye’nin Suriye Politikasının Dinamikleri ve Sonuçları

tarafından Deniz Akdeniz

Suriye’deki son gelişmeler, Türkiye açısından karmaşık ve çok boyutlu bir süreçe işaret ediyor. Siyasi, askeri ve içtimai sonuçlarıyla Suriye krizi, yalnızca bölgesel dengeleri değil, uluslararası ilişkileri de derinden etkilemektedir. Özellikle Türkiye’nin aktif müdahil rolü, bu sürecin şekillenmesinde belirleyici faktörlerden biri oldu. Türkiye’nin Suriye’de kaydadeğer bir oyuncu olduğunu herkes görüyor ve takdir ediyor. Kimi kızıyor, kimi övüyor; gerçek yüzlerse henüz ortaya çıkmadı. Ancak, Türkiye’deki kamuoyunda bu gelişmelere dair farklı görüşler mevcut: Bir kesim, elde edilen kazanımları büyük bir zafer olarak görüp kutlama havasına girerken, diğer bir kesim ise Suriye’yi çok daha kaotik ve belirsiz bir geleceğin beklediğini düşünmekte, bu nedenle Türkiye için korkmakta. 

ESAD REJİMİNİN ÇÖKÜŞÜ VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ 

Suriye’de Esad rejiminin beklenmedik bir hızla çöküşü, uluslararası kamuoyunu şaşırtırken, bu sürecin perde arkasında çeşitli aktörlerin stratejik hesaplarının etkili olduğu görülüyor. Rusya ve İran’ın yapay desteği sayesinde ayakta kalabilen Esad rejimi, bu desteklerin kritik bir noktada yetersiz kalmasıyla çökmeye mahkûm oldu. Rejimi yıkmak her zamankinden daha kolaydı ama bunun için sahada kullanışlı ortaklara ve araçlara sahip olmak gerekiyordu. Bu durum, Türkiye’nin Suriye’deki rolünü çok daha önemli hale getirdi. Türkiye, Suriye’deki ayaklanmanın hem lojistik, hem askeri, hem de siyasi olarak desteklenmesinde önemli bir aktör haline dönüştü. Eğer Türkiye, muhalefete doğrudan veya dolaylı destek vermeseydi, Esad rejimine karşı bu kadar hızlı ve etkili bir isyan gerçekleşemezdi. Türkiye’nin İdlib bölgesindeki gözlem noktaları ve askeri üsleri, bölgedeki dengeleri belirgin şekilde etkiledi. Türkiye, bu sayede İdlib’i Esad rejimi, İran bağlantılı milisler ve Rusya’nın saldırılarından koruyarak muhalif unsurlar için güvenli alan oluşturdu. Başka bir deyişle muhaliflere kalkan oldu. Bu süreçte Türkiye’nin sağladığı destek, HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ve SMO (Suriye Milli Ordusu) gibi muhalif grupların güçlenmesini ve operasyonel kabiliyetlerini artırmasını sağladı. 

TÜRKİYE’NİN MUHALEFETE DESTEĞİ 

Türkiye’nin Suriye muhalefetine desteği, çeşitli şekillerde kendini göstermiştir. Lojistik, finansman, istihbarat ve koordinasyon gibi konularda Türkiye’nin sağladığı olanaklar, özellikle SMO’nun etkinliğini artırdı. SMO, daha seküler bir yapıya sahipken, HTŞ’nin ideolojik duruşu ve Türkiye ile ilişkileri daha karmaşıktır. HTŞ, Türkiye’nin desteğini göz ardı etmeden hareket etse de, doğrudan bir emir-komuta zinciri içerisinde olmadığı görülmekte. Buna rağmen, Türkiye’nin sağladığı koruma ve bölgedeki varlığı, HTŞ gibi grupların güçlenmesinde dolaylı ama güçlü bir rol oynadı. Türkiye’nin Hatay ve Kilis sınır kapıları üzerinden sağlanan lojistik destek, muhalif grupların operasyonel kapasitesini artırdı ve hatta Halep gibi stratejik şehirlerin alınmasına olanak tanıdı. Bu destek, Türkiye ile Suriyeli muhalifler arasında “muhalefetin nefes kanalı” olarak tanımlanabilecek bir hat oluşturdu. 

ULUSLARARASI AKTÖRLERİN TUTUMU 

Suriye’deki gelişmeler, yalnızca bölgesel bir mesele değil, aynı zamanda küresel aktörlerin stratejik hesaplarını da içermektedir. Türkiye’nin yanı sıra İsrail, ABD ve İngiltere gibi ülkeler de Suriye’deki son gelişmelerden memnuniyet duymaktadır. Ancak, bu kadar çok aktörün aynı anda aynı şeye sevinmesi, sürecin karmaşıklığını ve çelişkili çıkarları ortaya koymaktadır. Kısa vadede kimin kazandığını söylemek zorsa da çıkarları çok farklı bu aktörlerin aynı anda kazanması mümkün değil. Bu nedenle gerçek kazananı görmek için sabırla beklemek gerekiyor. İsrail, ABD, İngiltere ve Türkiye, kendi stratejik hedefleri doğrultusunda hareket etmekte ve Suriye’nin geleceğini kendi akıllarına göre belirlemeye çalışmakta, bu nedenle bunların planları yakında çatışmak zorunda kalacaktır. Öte yandan, Rusya ve İran’ın Esad rejimini “feda etmeleri”, bu ülkelerin stratejik çıkarları doğrultusunda bir geri çekilme anlamına gelmektedir. Rusya’nın ekonomik ve askeri kaynaklarının büyük kısmını Ukrayna Savaşı’nın yutması, İran’ın ise bölgedeki diğer krizlerle mücadele etmek zorunda kalması, bu iki ülkenin Suriye’deki etkisini zayıflattı. Bu durum, Türkiye için bir fırsat alanı yaratmakla birlikte, bölgedeki güç dengelerini daha da kırılgan hale getirdi. Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkileri hiç bir zaman mükemmel olmamıştı ama bundan sonra daha zor olacağı açık. ABD ve İngiltere’nin dostluğu için Rusya ve İran’ın düşmanlığını davet eden Türkiye iki cenahtan da olabilir. 

TÜRKİYE İÇİN OLUMLU VE OLUMSUZ SENARYOLAR 

Türkiye’nin Suriye’deki rolü, önemli kazanımlar elde etmesini sağlarken aynı zamanda riskler de barındırıyor. Türkiye’nin stratejik olarak muhalif gruplara sağladığı destek, bölgedeki etkisini artırdı ve sınır güvenliğini kısmen sağladı, buna karşın bu destek uzun vadede Türkiye’yi daha büyük bir yük altına sokabilir. Özellikle, Suriye’nin geleceğinde HTŞ gibi radikal unsurların etkin rol alması, Türkiye için yeni güvenlik tehditleri doğurabilir. Ayrıca HTŞ-Türkiye yakınlığı dünya kamuoyunda Türkiye’nin itibarını ve Batı’yla ilişkilerini zedeleyebilir. İronik olarak diğer bir tehlike bugün dost görünen HTŞ’nin yakın bir zamanda Türkiye’ye karşı hale getirilmesidir. Aynı bağlamda Suriye’deki PKK unsurlarının harekete geçirilmesi ve Türklerin sonu gelmez bir savaşa sürüklenmesi olasılığı da dikkatlerden kaçmamalıdır. En kötü senaryo ise Türkiye’nin Suriye’yi ıslah etmeye çalışırken Suriye’ye benzemesidir. Türkiye açısından olumlu bir senaryo, Suriye’nin siyasi olarak istikrara kavuşması ve Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini siyasi ve diplomatik yollarla sürdürmesidir. Türkiye’nin hayalini kurduğu Osmanlı mirası üzerinde Avrupa Birliği benzeri bir siyasi ve iktisadi yapı kurmak pekala mümkündür. Ancak zemin ve Türkiye’nin gücü buna müsait midir? Ankara’daki Erdoğan Yönetimi genelde uzun vadeli stratejiler belirlemeyen bir iktidar görünümü veriyor. İç politikada heves ve coşku dolu hamasi söylemlerin kamuoyunda etkili olduğu muhakkaksa da dış politikadaki stratejik hedefler için bu hamaset yeterli olmayabilir. 

SONUÇ 

Suriye’deki gelişmeler, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Türkiye, Suriye muhalefetine verdiği destek sayesinde bölgedeki etkinliğini artırmış, ancak bu durum beraberinde yeni sorumluluklar ve potansiyel tehditler getirmiştir. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte atacağı adımlar, Suriye’nin geleceği ve bölgesel dengeler açısından belirleyici olacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’nin kısa vadeli kazanımlarını uzun vadeli stratejik hedeflerle dengelemesi hayati önem taşımaktadır.

İlgili Yazılar Özel Metin

Fatih Global, politika, diplomasi, toplum ve ekonomi üzerine derinlemesine analizler ve köşe yazıları sunar. Türkiye’nin hem iç politikasını hem de dış ilişkilerini ele alarak, ülkenin stratejik önemini vurgularken, aynı zamanda küresel meseleleri de kapsamlı bir şekilde işler. Ana odak noktamız Türkiye olmakla birlikte, uluslararası ilişkilere geniş bir bakış açısı sunmayı hedefliyoruz.

Bizi Takip Edin!

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00