ABD’nin 2024 başkanlık seçimleri, yalnızca ülke iç politikasını değil, küresel siyaseti de yeniden şekillendiren kritik bir dönüm noktası oldu. Donald Trump’ın yeniden seçilmesi, özellikle Ortadoğu’da hassas dengeleri doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Trump’ın dış politikadaki sert tavrı, ABD-İran ilişkilerinde yeni gerilimlerin habercisi olabilir. İsrail ve İran gibi bölgesel güçler, ABD’deki politik nabzı yakından takip ediyor.
Bu süreçte, İran için en önemli kırılma noktalarından biri, 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırılarla başlayan dönem oldu. Bu saldırılar, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmayı bir üst seviyeye taşırken, İran bölgedeki etkisini ve vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kaldı.
7 Ekim Saldırıları ve Bölgedeki Dengeler
Hamas’ın 7 Ekim saldırıları, İsrail-Filistin çatışmasını daha geniş bir bölgesel savaşa dönüştürme potansiyeline sahipti. İsrail’in Gazze’ye yönelik missilemesindeki orantısızlık ve askeri operasyonlarını genişletmesi, İran’ın uzun süredir inşa ettiği vekil savaş stratejisini yeniden şekillendirmesine neden oldu. İran, yıllardır Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi grupları destekleyerek bölgesel nüfuzunu artırmayı hedefliyordu. Ancak 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in sert misillemeleri, İran’ın bu vekil güçleri üzerindeki kontrolünü sorgulatan bir sürece yol açtı. İsrail’in Lübnan’a ve Suriye’deki İran destekli milislere yönelik hava saldırıları artarken, Hizbullah ve İran arasındaki ilişkiler yeni bir döneme girdi.
Trump’ın ikinci başkanlık döneminde İran’a yönelik politikasının sertleşmesi bekleniyor. İlk başkanlık döneminde “maksimum baskı” stratejisini uygulayan Trump, İran’a yönelik yaptırımları artırarak Tahran yönetimini ekonomik olarak sıkıştırmaya çalışmıştı. İkinci döneminde de İsrail ile ilişkilerini daha da güçlendirerek, İran’ın bölgesel nüfuzunu kırmaya yönelik politikalar izlemesi muhtemel görünüyor.
İran’ın Tutumu
2024 seçimlerinde reformist aday Mesud Pezeşkiyan’ın İran Cumhurbaşkanı seçilmesi, ülke içinde farklı bir siyasi atmosfer yarattı. Pezeşkiyan, Trump’ın seçilmesi sonrası yaptığı açıklamalarda, İran’ın ABD ile doğrudan bir müzakere planı olmadığını vurgularken, diplomatik kapıları tamamen kapatmayan bir dil kullandı. Reformist çizgide yer alan Pezeşkiyan, İran’ın ABD ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenmemesi gerektiğini savunurken, aynı zamanda Washington’un İran’a yönelik düşmanca politikalarına karşı sert bir duruş sergileyebileceğini de belirtti. Ancak, Trump’ın İran’a yönelik baskıcı politikalarının, Pezeşkiyan’ın reformist ajandasını zorlayacağı aşikâr. ABD’nin uygulayacağı yeni ekonomik yaptırımlar, İran ekonomisini daha da zayıflatabilir ve hükümetin içerideki muhalif hareketleri kontrol etmesini zorlaştırabilir. Halkın ekonomik sıkıntıları nedeniyle rejime olan tepkisi artarken, muhafazakar kanat, Trump’ın sert politikalarını iç siyasette kendi lehine çevirmeye çalışabilir.
Muhafazakarlar, Pezeşkiyan’ın Batı ile ilişkileri yumuşatma çabalarını baltalayarak, İran içinde daha sert bir yönetim anlayışını güçlendirmek isteyebilirler. Bu da İran’da reform ve değişim yanlıları ile muhafazakarlar arasındaki iç siyasi çatışmaları artırabilir.
ABD’nin Ortadoğu Politikası ve İran’ın Geleceği
Trump’ın ikinci döneminde ABD’nin Ortadoğu politikası büyük ölçüde İsrail’in güvenliğine odaklanacak gibi görünüyor. ABD-İsrail ittifakı güçlenirken, İran’a yönelik baskının artırılması bölgedeki çatışma riskini de yükseltebilir.
Trump’ın başkanlığı döneminde İran’ın Rusya ve Çin ile ilişkilerini daha da geliştirmesi bekleniyor. Washington’un uyguladığı yaptırımların etkisini kırmak için Tahran, Pekin ve Moskova ile ekonomik ve askeri bağlarını güçlendirebilir. Özellikle Çin’in “Kuşak ve Yol” projesinde İran’ın stratejik bir konumda olması, ABD-İran rekabetinde yeni bir denge unsuru yaratabilir.
Bununla birlikte, İsrail’in İran’a yönelik doğrudan saldırıları ve ABD’nin İran karşıtı politikaları, bölgesel çatışma ihtimalini artırıyor. İran’ın komşu ülkelerdeki askeri varlığı, ABD ve İsrail için bir hedef haline gelebilir ve doğrudan bir çatışma riski yükselebilir.
İç Politikada Baskı ve Olası Sosyal Hareketlilik
Trump yönetiminin İran’a karşı sert tutumu, ülke içinde yeni bir sosyal hareketliliğe yol açabilir. Daha önceki yaptırım dönemlerinde olduğu gibi, halkın ekonomik sıkıntıları artarsa, rejime yönelik protestolar da yeniden alevlenebilir. Eylul 2022’de Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan ve kadın hakları ile özgürlük taleplerini öne çıkaran protesto hareketleri, İran’da büyük bir toplumsal kırılma yaratmıştı. Trump’ın ikinci dönemde İran’a karşı sert ekonomik yaptırımlar uygulaması, bu tür toplumsal hareketlerin yeniden yükselmesine neden olabilir.
Ancak, İran yönetimi, Trump’ın “maksimum baskı” stratejisinden daha önce olduğu gibi faydalanmaya çalışabilir. Hükümet, Trump’ın İran’a düşmanca tavırlarını iç siyasette bir “dış düşman” söylemiyle kullanarak, halkın dikkatini iç ekonomik krizlerden ABD’ye kaydırabilir.
Sonuç Yerine
Donald Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesi, ABD-İran ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemini başlatması bekleniyor. 7 Ekim saldırıları ve bölgedeki vekil güçler üzerinden yürütülen mücadele, İran’ın Ortadoğu’daki stratejisini yeniden şekillendirmesine neden olabilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Trump yönetimiyle doğrudan bir çatışma içine girmek istemese de, Washington’un İran’a yönelik baskıları, Tahran’ın iç ve dış politikalarında sertleşmeye yol açabilir. Ekonomik yaptırımların halk üzerindeki olumsuz etkileri, İran içindeki sosyal huzursuzluğu artırırken, muhafazakar kanadın bu durumdan faydalanarak ülke içinde daha otoriter bir yönetim anlayışını pekiştirmesi muhtemel.
Önümüzdeki dönemde, ABD-İran ilişkileri daha fazla çatışma ve krizle şekillenecek gibi görünüyor. Trump yönetiminin uygulayacağı politikalar, İran’ın Batı ile ilişkilerini koparmasına ve Rusya-Çin bloğuna daha fazla yönelmesine neden olabilir. Washington’un İsrail ile olan ittifakını güçlendirmesi ise, bölgesel dengeleri İran aleyhine şekillendirebilir. Tüm bu gelişmeler ışığında, Trump’ın dönüşü İran için sadece diplomatik açıdan değil, iç siyasi ve toplumsal dinamikler açısından da büyük bir sınav anlamına geliyor.