Avrupa Aşırı Sağının Yükselişi: Trump’tan İlham Alan Yeni Bir Siyaset Dalgası

tarafından Deniz Akdeniz

8 Şubat 2025 tarihinde Madrid’de aşırı sağcı politikacıların son buluşması, kıta genelinde milliyetçi hareketlerin artan etkisini yansıtan Avrupa siyasetinde önemli bir anı işaret etti. Etkinlik yalnızca siyasi bir zirve değil, aynı zamanda eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden iktidara yükselişinin kutlanmasıydı. Avrupa’nın aşırı sağcı liderlerinin gösterdiği coşku, Trump’ın siyasi tarzına olan hayranlıklarını ve benzer zaferleri kendi ülkelerinde tekrarlama arzularını ortaya koydu.

Madrid mitinginin temel mesajı, siyasi dinamiklerdeki önemli bir değişimin etkisi ile şekillendi. Trump’ın sloganı olan “Amerika’yı Yeniden Harika Yap” (MAGA) ifadesi, Trump’ın popülist milliyetçiliğiyle ideolojik bir uyumu işaret eden “Avrupa’yı Yeniden Harika Yap” (MEGA) olarak uyarlandı. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, “Dostumuz Trump, Trump kasırgası, dünyayı sadece birkaç hafta içinde tamamen değiştirdi… Bir dönem sona erdi. Dün sapkındık, bugün ana akım olduk. Bugün herkes geleceğin biz olduğunu görüyor” dedi.

Bu açıklama, aşırı sağ hareketlerin marjinal unsurlar olarak görülmekten Avrupa siyasetinde merkezi aktörler haline gelme dönüşümünü vurguluyor. Sadece on yıl önce, Marine Le Pen, Geert Wilders ve Santiago Abascal gibi figürler oy kazanma şansı çok az olan aşırılıkçılar olarak görülüyordu. Ancak Trump’ın yükselişi onlara bir başarı modeli sunarak hareketlerini cesaretlendirdi ve söylemlerini ana akım için daha kabul edilebilir hale getirdi.

Aşırı Sağ Politikalarının Normalleşmesi

Trump’ın başkanlığına kadar, ana akım medya ve siyasi analistler bu liderleri ve partilerini sıklıkla “aşırılıkçı” olarak kategorize ediyor, söylemlerini yabancı düşmanı ve faşist olarak etiketliyordu. Ancak Trump’ın Amerikan siyasetini yeniden şekillendirmedeki başarısıyla, aynı figürler artık ana akım siyasi söylemde kabul görüyor. Bu değişim, Trump’ın başkanlığının daha önce Avrupa’daki büyük siyasi partiler için çok radikal kabul edilen milliyetçi, göçmen karşıtı ve korumacı politikaları nasıl meşrulaştırdığını vurguluyor.

Avrupa aşırı sağının temel stratejilerinden biri, kendilerini küreselleşme güçlerine ve liberal politikalara karşı ulusal egemenlik ve kültürel kimliğin savunucuları olarak çerçevelemektir. Uzun zamandır birlik ve iş birliğinin sembolü olan AB, artık bu gruplar için birincil hedeftir. Brüksel’i ulusal gelenekleri baltalayan ve bireysel özgürlükleri kısıtlayan düzenlemeler dayatan bürokratik bir varlık olarak görüyorlar. Amaçları AB’yi parçalamak veya en azından etkisini önemli ölçüde zayıflatmak, yerine güçlü, bağımsız ulus devletlerden oluşan bir koalisyon koymaktır.

Aşırı Sağın İslam ve Göçmenlere Karşı Haçlı Seferi

Bu siyasi hareketin en endişe verici yönlerinden biri, İslam’a ve göçmenlere karşı açık düşmanlığıdır. Aşırı sağ anlatı, İslam’ı Avrupa kültürüne yönelik bir tehdit olarak tasvir ediyor ve onu terörizm, suç ve toplumsal istikrarsızlıkla ilişkilendiriyor. Bu söylem, Müslüman karşıtı duyguları körüklüyor ve göçü kısıtlamayı, dini sembolleri yasaklamayı ve hatta toplu sınır dışı etmeleri amaçlayan politikaları teşvik ediyor.

Madrid zirvesinde “Reconquista”ya yapılan atıf bilhassa endişe verici. Reconquista, evvela Hristiyan krallıklarının İspanya’yı Müslüman yönetiminden geri almak için asırlardır sürdürdüğü ve 1492’de Granada’nın düşmesiyle sonuçlanan seferberliği ifade ediyordu. Bazıları bunu Hristiyanlık için tarihi bir zafer olarak görse de, ekser tarihçi bunu dini mezalim, cebirle din değiştirme ve hoşgörüsüzlük dönemi olarak görüyor. Aşırı sağ liderler bu terimi kullanarak yalnızca tarihe atıfta bulunmuyorlar; aynı zamanda Müslümanların Avrupa’dan modern bir şekilde kovulmasını savunuyorlar.

Uzun zamandır İslam’ı eleştiren Geert Wilders, İspanya’yı İslam’ı geri püskürtmedeki tarihi rolü nedeniyle övdü ve “İslam’ı geri püskürtmek, geri çekilmeye zorlamak ve ülkenizdeki zengin Hristiyanlık mirasını canlandıran ilk sizdiniz. Bu yüzden İspanya’nın büyük hayranlarıyız” dedi. Bu tür ifadeler, din ve etnik kökene dayalı olarak tüm toplulukları dışlamayı amaçlayan tehlikeli bir ideolojik pozisyonu yansıtıyor.

Avrupa Müslümanları ve Türkiye-AB İlişkileri Üzerindeki Etkisi

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, AB içinde yaşayan 6 milyon Türk ve 15 milyon diğer Müslüman için derin etkilere sahip. Helal gıda yasakları, camilere getirilen kısıtlamalar ve İslami giyim yasakları gibi Müslüman toplulukları hedef alan politikaların daha yaygın hale gelmesi muhtemeldir. Milliyetçi partilerin artan etkisi, yaygınlaşan ayrımcılığa, gözetime ve sosyal dışlanmaya da yol açabilir.

Ayrıca, Avrupa’daki aşırı milliyetçi politikalara doğru kayma şüphesiz Türkiye-AB ilişkilerini etkileyecektir. Türkiye uzun zamandır AB üyeliğini istiyor, ancak Avrupa siyasetinde Müslüman ve Türk karşıtı duyguların yükselişiyle bu hedef giderek daha da ulaşılamaz görünüyor. Aşırı sağın Avrupa vizyonu Türkiye ile daha derin bir entegrasyonu içermiyor; bunun yerine daha sıkı sınır kontrollerine ve Avrupa dışındaki ülkelerle bağların azaltılmasına doğru eğiliyor.

Sonuç

Aşırı sağ liderlerin Madrid’deki buluşması Avrupa siyasetinde bir dönüm noktasını simgeliyor. Bir zamanlar aşırı söylem olarak kabul edilen şey, Trump’ın milliyetçi gündeminin başarısıyla yönlendirilen ana akıma giriyor. Yeni bir “Reconquista” çağrısıyla Avrupa aşırı sağı, kıtanın geleceğini şekillendirmede baskın güç olarak kendini konumlandırıyor. Bu hareket yalnızca azınlık topluluklarını değil, aynı zamanda modern Avrupa’yı tanımlayan kapsayıcılık ve hoşgörü gibi temel demokratik değerleri de tehdit ediyor.

Aşırı sağ partiler güç kazandıkça, politikaları giderek ulusal ve AB düzeyindeki karar alma süreçlerini şekillendirecek. Demokratik kurumlar ve ilerici hareketler için zorluk, birliği, çeşitliliği ve insan haklarını destekleyen politikaları güçlendirerek bu yükselişe karşı koymaktır. Avrupa aşırı sağı verdikleri mücadeleyi sadece siyasi değil, kıtanın ruhu için verilen bir mücadele olarak görüyor.

İlgili Yazılar Özel Metin

Fatih Global, politika, diplomasi, toplum ve ekonomi üzerine derinlemesine analizler ve köşe yazıları sunar. Türkiye’nin hem iç politikasını hem de dış ilişkilerini ele alarak, ülkenin stratejik önemini vurgularken, aynı zamanda küresel meseleleri de kapsamlı bir şekilde işler. Ana odak noktamız Türkiye olmakla birlikte, uluslararası ilişkilere geniş bir bakış açısı sunmayı hedefliyoruz.

Bizi Takip Edin!

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00